Pozitif Günler Nedir?
}

ÖZEL BİR TASARIM

Elif AKPINAR

“Özel Bir Tasarım” Halil İnalcık Bilim ve Sanat Merkezi Türk Dili ve Edebiyatı, Görsel Sanatlar ile Müzik alanı Öğretmen ve öğrencilerinin disiplinler arası faaliyetleri kapsamında gerçekleştirilmesi planlanan bir fikirdir. TÜRK DİLİ ve EDEBİYATI FAALİYETLERİ Halil İnalcık Bilim ve Sanat Merkezi Türk Dili ve Edebiyatı Proje öğrencileri, danışman öğretmen rehberliğinde, yaratıcı yazma etkinlikleri kapsamında ortaya koymuş oldukları ve aşağıda metni verilmiş olan “Güneş Avlusu”nu, masal anlatımı/dramatizasyonu sunumuna hazırlarlar. Söz konusu sunumun hazırlanmasında masalda kullanılacak müzikler için Müzik alanıyla; dekorları için Görsel Sanatlarla disiplinler arası çalışma yürütülür. GÖRSEL SANATLAR FAALİYETLERİ Engelli bireylerin özel ihtiyaçlarına cevap verecek eskiz çalışmalarının yürütülmesi; Bu tasarımların “Özel Mobilyalar Kitapçığı” na dönüştürülmesi. ÖZEL BİR TASARIM GÜNÜ * Etkinlik günü, Nilüfer Halil İnalcık’ın masal dramatizasyonu sahneleyecek olan öğrenciler, Engelli öğrencilerin eğitim aldığı bir kurumda sahne performanslarını gerçekleştirirler. * Söz konusu performansla, iki kurum öğrencileri arasında iletişimi başlatılması amaçlanır. *Masal sunumunun ardından, danışman öğretmenler rehberliğinde engelli öğrencilerle Bilim Sanat öğrencileri 4’li gruplar halinde bir araya getirilir. Bu gruplamada çocukların birbirleriyle daha yakın diyaloglar kurup birbirlerini tanımaları sağlanmaya çalışılır. *Aynı zamanda bu grup diyaloglarında, engelli öğrencilerin özel ihtiyaçlarını tespit edecek görüşmeler ve gözlemler yapılması amaçlanır. *Bu görüşmeler sonrasında, gruplara kalem, kağıt, boyalar dağıtılır ve tüm çocuklardan bireysel ya da grup olarak “Hayalimdeki Mobilyam” temalı resim çizmeleri istenir. * Çizilen resimler sergilenir ve isteyenlerin resmini anlatması için çocuklar teşvik edilir. * Sergi sonunda toplanan resimler, Halil İnalcık Bilim ve Sanat Merkezi Görsel Sanatlar öğretmen ve öğrencilerince teslim alınır ve BİLSEM’de özel ihtiyaçlarıa cevap verecek mobilya tasarımlarına dönüştürülür. * Bu tasarımlar “Özel Mobilyalar Kitapçığı”adı altında basılır. * Söz konusu kitapçıktaki görsellerin, 2020-2021 Bursa/İnegöl Mobilya Fuarı’nda sergilenmesi sağlanır. * Bu yöntemle engeli bireylerin özel ihtiyaçlarına cevap verirken aynı zamanda çocuk dünyasını yansıtacak, estetik ve ergonomik unsurların ön planda olduğu mobilyaların tasarlanması yönünde bir farkındalık oluşturulması ve tasarlanan mobilyaları üretecek girişimcilerin bulunması vb. konularda faaliyetler yürütülür. GÜNEŞ AVLUSU Bir varmış, bir yokmuş; pireler berber, develer tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken yedi bin katlı Kazı Sarayı’nın en üst katında, bir Sultan otururmuş. Altın tepsiler ona binbir türlü yemişler sunar, mor kanatlı beyaz kuşlarsa ülkenin dört köşesinden haberler getirirlermiş. Bu ülkede neredeyse her şey yolunda gidermiş. Sultanın şaşmaz adaleti, üstün zekası ve keskin mantığıyla işler, saat gibi tıkır tıkır ilerlerlermiş. Bolluk ve bereket içindeki halk, bu düzene alışık olduğu için bir bardak su getirmekten tutun da yedi bin katlı saray inşasına kadar her şeyi, büyük bir ciddiyet ve titizlikle yaparmış. Bütün bu huzura ve berekete rağmen ülkede bir şey eksikmiş. Saat gibi işleyen düzen nedeniyle her şey o kadar sıradanmış ki ülkede bir Allah’ın kulunu şaşırtacak tuhaf bir olay yaşanmazmış. Yedisinden yetmişine ülkedeki herkes, ne yapacağını bilir; çocuklar bile güneşle uyanır; oyunlarını, görev yerine getirir gibi ciddiyetle oynar, ardından kendilerine verilen görevleri yine aynı ciddiyetle yapmaya koyulurlarmış. Ülkede düzeni bozacak sıra dışı tek bir olay yaşanmazmış. Bu nedenle, halk bolluk içinde yüzer ama aynı zamanda da can sıkıntısından ne yapacağını bilemezmiş. Refah içindeki halkın ve Sultanlarının tek eğlencesi, masal dinler gibi büyük bir merak ve heyecanla anlatılan rüyaları dinlemekmiş. Rüyalar ne kadar garip ve şaşırtıcıysa o kadar beğeni toplarmış. Hatta masal bu ya Sultanı, hayatta mutlu eden tek şey, dinlediği rüyalarmış. Rüyaları ilkin, Sultanın Rüya Vezirleri dinler, içlerinden en beğendiklerini seçerlermiş. Rüyası seçilenler, güneş büyüklüğündeki avlunun ortasına oturtulur; ardından halk avlunun etrafında toplanır, en sonunda da Sultan, Rüya Tahtına kurulur, avludaki yerini alırmış. Bu kez seçilmiş kişi, rüyasını Sultanın ve halkının huzurunda bir kez daha anlatır, ardından da rüyasını yorumlarmış. Rüya ne kadar garip ne kadar imkansızsa Sultan, anlatıcıyı o denli büyük bir merak ve mutlulukla dinlermiş. Eğer anlatılan rüya yorumlandığı gibi gerçekleşirse işte o zaman Sultan, rüya sahibini altınla ödüllendirirmiş. Günler böyle gelip geçerken günlerden bir gün, beyaz atını, yağmur damlalarından daha hızlı süren, sürerken de atının ayağına bir damla çamur değdirmeyen bir atlı, uzak diyarlardan Sultanın ülkesine doğru yola çıkmış. Az gitmiş, uz gitmiş; dere tepe düz gitmiş; kırk gün kırk gece yol gitmiş; Yedi dağ, yedi ova aşmış; türlü türlü belayla savaşmış ve sonunda Beyaz Atlı, Kazı Sarayı’na ulaşmış. Ulaşmasıyla beraber, mor kanatlı, beyaz kuşlar telaşla kanat çırpıp Sultanlarına müjdeli çığlıklar atmaya başlamışlar. Sarayın kapısı; yetmiş altın, yedi yüz gümüşle süslü, yedi dev boyunda bir kapıymış. Önünde bekleyen nöbetçi askerler atlıya neden geldiğini, sormuş. Atlı, atının üzerinden tüm heybetiyle askerlere seslenmiş: -Tez savulun, çabuk önümden çekilin; kapıları ardına kadar açın, vezirlere haber salın!... Rüyam var! Rüyam!... Nöbetçiler bunu duyunca tez elden kapıyı açmışlar ve heyecanla avluda koşuşturup bağırmaya başlamışlar: - Rüyası var! Rüyası… Askerler, adamı, vezirlerin huzuruna çıkarmışlar ve: - Rüyası varmış, diyerek geri çekilmişler. Rüyayı dinleyen vezirler, o akşam, adamın, Güneş Avlusu’nda, Sultanın huzuruna çıkmasına karar vermişler. Sultan, mor kanatlı, beyaz kuşlarının müjdeli çığlıkları nedeniyle büyük bir merak ve heyecanla avludaki tahtına kurulmuş ve altın tepside gelen yemişleri elinin tersiyle itip adama emretmiş: - Anlat, bakalım rüyanı. Adam, başlamış anlatmaya: - Sultanım, hayırlar olsun, bir rüya gördüm: Rüyamda bir çocuk, sizin Güneş Avlunuz’un altını kazıyordu. Yedi mi desem, yetmiş mi; gün mü desem ay mı bilemedim ama sonunda o avlunun altından, daha önce görülmemiş, duyulmamış öyle şeyler çıkarıyordu ki çocuk, başta siz olmak üzere tüm halkınızı şaşkına çeviriyor, mutluluğa boğuyordu. Ve oradan çıkan şey dünya durdukça size ve halkınıza hizmet ediyordu. Sultan bu rüyayı çok beğenmiş ve öylesine inanmış ki rüyanın gerçekleşeceğine “Bu adamın atına, taşıyacağı kadar altın yüklensin.” diye emir vermiş. Daha önce söylemiştik ya bu ülkede saat gibi işleyen bir düzen varmış, diye. Ne bir eksik, ne bir fazla, tamı tamına atın sahibiyle birlikte taşıyacağı kadar altın, ata yüklenmiş ve yolcu yoluna uğurlanmış. Ardından Sultanın buyruğuyla Güneş Avlusu’nda kazı başlamış. Yedi gün, yedi hafta, yedi ay devam etmiş kazı ama boşuna… Ortada daha önce görülmemiş, duyulmamış hiçbir şey yokmuş. Çok hiddetlenmiş Sultan, askerlerine emretmiş: “Tez adamı bulup getirin.” Diye. Askerler adamı bulmuş ve Sultanın huzuruna çıkarmışlar. Sultan hiddetle kükremiş: - Yedi aydır kazıyoruz, Güneş Avlusunu amma ortada bir şey yok. Adam: - Aman Sultanım!... Hiddet buyurmayınız fakat bilmek isterim, kime kazdırırsınız, acaba avluyu? - Hizmetimdekilere kazdırırım, kime olacak? derken, hiddetten kızıla dönen gözlerinden ateşler saçıyormuş, Sultan. - Aman, dileyeyim Sultanım ama rüyamda kazıyı yapanlar hizmetkârlarınız değil bir çocuktu. Sultan bu sözü doğru bulmuş ve biraz sakinlemiş, ardından Bayaz Atlıya: - Madem bir çocuk idi, söyle bakalım hangi çocuktur bu? diye sormuş. - Onu, bilemem Sultanım. Ben, bana görüneni size anlattım, demiş. Sultan bu sözü de haklı bulmuş ve hemen ferman buyurmuş: - Tez, dağda-ovada, toprakta-suda, bahçede-evde işinde-gücünde, ne kadar çocuk varsa Güneş Avlusu’na toplayın, hemen avluyu kazmaya başlasınlar. Elbet içlerinden biri gömüyü bulup çıkaracak, beni ve halkımı mutluluğa boğacak çocuktur. Bunun üzerine, tellallar “ Duyduk duymadık demeyin, Sultanımızın buyruğudur…” diyerek ülkenin her karış toprağına, fermanı ilan etmişler. Böylece yedi gün, yedi gece içinde ülkenin bütün çocukları, avluya toplanmış ve yedinci gecenin sabahında kazıya başlamışlar. Güneş tam tepelerine varınca, çocuklardan en küçüğü, bir ara kazma işini bırakmış ve çıkarttığı toprağa su katıp onunla oynamaya başlamış. Sultan, yedi bin katlı Sarayı’nın balkonundan, avluyu izliyormuş. Tam hiddetlenip çocuğa çıkışacakmış ki, çocuğun elindeki çamura gözü takılmış. Çocuk elindekiyle daha önce hiç görülmemiş gariplikte ve güzellikte bir kale yapıyormuş. Büyük çocuklardan bir kaçı: - Ama kale kapısı öyle olmaz ki. - Duvarları da böyle yapılmaz. - Bu nasıl kale ki? diye çocuğun işine karışacak olmuşlar ama çocuk diğerlerine gülümseyip “Benim kalem, böyle.” Diye işine devam etmiş. Bunun üzerine etraftan bir-iki tanesi daha küçük çocuğa katılıp kaleye yardım etmeye başlamış. Durumu fark eden askerler, çocuklara müdahale edecekken Sultan, yukarıdan onlara “Dokunmayın.” işareti yapmış. Çünkü daha önce hiç böyle bir kale görmemiş Sultan, şaşkınlıkla izliyormuş çocukları. Bu arada diğer çocuklar da kazmayı bırakıp neşeyle kale yapımına katılmışlar. Akşama doğru, bütün çocuklar bir olup Güneş Avlusu’nun ortasına görülmemiş güzellikte öyle bir kale kondurmuşlar ki; Sultan, saray görevlileri hatta saray kapısını tutan nöbetçiler bile işini gücünü unutup şaşkınlık ve hayranlık içinde kaleyi seyre dalmışlar. Bu durumdan faydalanan halk da saraya girip çocukların etrafında toplanmaya başlamış. Bu arada çocuklar, neşe dolu kahkahalar atarak kalenin etrafında koşturup oyunlar oynuyormuş. Çocukların kahkahaları, çevresindekilere de bulaşmış. Sultan ve halkı zamanın nasıl geçtiğini anlamadan gece yarısına kadar çocuklarla birlikte gülüp eğlenmişler ve saat gece yarısını vurduğunda, Sultan birden fark etmiş ki: İlk defa, ülkesinde bu gün, bütün işlerin düzeni değişmiş. Böylece Sultan ağır ağır yerinden kalkmış ve avludakilere seslenmiş: - Beyaz Atlının rüyası, gerçek olmuştur. Bu avluda daha önce hiç kimse, beni ve halkımı bu çocuklar gibi şaşırtmadı; onlar kadar mutlu edip kahkahalara boğmadı; kimse çocuklarımızınkine benze bir kale düşleyip inşa etmedi. Evet, Beyaz Atlının rüyası, gerçek olmuştur. Sınırsız hayal güçleriyle ülkemin güzelliklerine yeni güzellikler katacak, bu çocuklar için buyruğumdur, tez ilan edile: - Bu geceden kelli, her kimse “divanda, dergâhta, bergâhta, mecliste, meydanda ”, çocuk haklarını koruyup gözetecektir. O geceden sonra, huzuru ve bereketi bol ülkenin son eksiği tamamlanmış: Ülkeye hayal gücüyle beraber mutluluk da gelmiş. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine… Gökten üç elma düşmüş; biri masal sahibinin, biri dinleyenlerin, biri de tüm çocukların başına. Ayşe KUTLUKAN – Muhammed Efe ASLAN – Deniz YILMAZ – Aslım AYDIN Metin Düzenlemesi Elif AKPINAR – Mehlika BİRGÜL